Sicilya Ve Malta Akdenizin Tarih Doğa Ve Ada Kültürü

Akdeniz’in merkezinde birbirine yakın iki farklı dünya sunan Sicilya ve Malta tarihi şehirleri antik yapıları volkanik coğrafyaları masmavi koyları ve yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin bıraktığı izlerle Avrupa’nın en zengin seyahat rotalarından birini oluşturuyor. Sicilya’da Palermo’nun hareketli sokaklarından Etna Yanardağı’nın volkanik yamaçlarına Taormina’nın İyon Denizi manzaralarından Catania’nın tarihi meydanlarına uzanan yolculuk Malta’da Valletta’nın taş sokakları ve Mdina’nın surları arasında bambaşka bir atmosfere dönüşüyor.
İtalya’nın en büyük adası olan Sicilya yalnızca klasik bir deniz tatili destinasyonu değil. Ada Fenikeliler Yunanlar Romalılar Araplar Normanlar ve İspanyollar dahil olmak üzere farklı uygarlıkların etkisinde kaldı. Bu geçmiş bugün mimariden mutfağa şehirlerin planından dini yapılara kadar Sicilya’nın hemen her köşesinde görülebiliyor.
Malta ise küçük yüzölçümüne rağmen binlerce yıllık geçmişiyle Akdeniz tarihinin önemli merkezlerinden biri. Tarih öncesi tapınaklardan St John Şövalyeleri dönemine İngiliz etkisinden günümüz Malta kültürüne kadar farklı dönemler adaların mimarisini ve yaşam biçimini şekillendirdi.
Sicilya Malta Turları iki Akdeniz adasını aynı yolculuk içerisinde buluşturarak İtalya’nın güney kültürünü volkanik doğayı tarihi şehirleri Malta’nın şövalye mirasını ve Akdeniz kıyılarını birlikte keşfetme imkânı sunuyor.

Palermo Catania ve Sicilyanın Çok Katmanlı Tarihi
Sicilya’yı anlamak için en doğru başlangıç noktalarından biri adanın başkenti Palermo. Şehrin sokaklarında dolaşırken Arap Norman Barok ve daha yakın dönem İtalyan mimarisinin aynı kent dokusu içerisinde yan yana bulunduğu görülüyor.
Palermo’nun önemli yapılarından Palermo Katedrali farklı dönemlerde gerçekleştirilen eklemeler nedeniyle adanın çok kültürlü geçmişini tek yapı üzerinde okumayı mümkün kılıyor. Şehirdeki Norman Sarayı ve içerisinde bulunan Palatine Şapeli ise Norman Sicilyası’nın mimari ve sanatsal mirasının en dikkat çekici örnekleri arasında.
Palermo’nun karakterini yalnızca anıtsal yapılarda aramak da doğru değil. Ballarò ve Vucciria gibi geleneksel pazarlar Sicilya’nın günlük yaşamını mutfağını ve sokak kültürünü görmek için şehrin en hareketli bölgeleri arasında bulunuyor. Sebzeler meyveler deniz ürünleri baharatlar peynirler ve sokak lezzetleri Palermo’nun Akdeniz kültürünü doğrudan sokağa taşıyor.
Adanın doğusuna geçildiğinde ise Catania farklı bir Sicilya görünümü sunuyor. Şehir Avrupa’nın en aktif yanardağlarından biri olan Etna’nın eteklerinde bulunuyor ve tarihi boyunca yanardağ patlamaları ile depremlerden önemli ölçüde etkilendi.
Catania’nın merkezindeki Piazza del Duomo şehrin Barok mimarisini görmek için temel noktalardan biri. Meydandaki Fil Çeşmesi Catania’nın sembollerinden biri olurken çevredeki tarihi yapılar şehrin karakteristik koyu renkli volkanik taş mimarisini yansıtıyor.
Catania’nın tarihi merkezi Güneydoğu Sicilya’daki diğer Geç Barok şehirlerle birlikte UNESCO Dünya Mirası kapsamında yer alıyor. Şehrin ana caddelerinden Via Etnea boyunca ilerlerken açık havalarda Etna’nın yükselen silueti şehir manzarasının arka planında görülebiliyor.
Sicilya mutfağı da adanın tarihini taşıyan önemli unsurlardan biri. Arancini cannoli granita pasta alla Norma ve farklı deniz ürünleri Sicilya ile özdeşleşen lezzetler arasında. Arap Akdeniz ve İtalyan mutfak geleneklerinin yüzyıllar içerisindeki etkileşimi adanın yemek kültüründe belirgin biçimde hissediliyor.

Etna Taormina ve Sicilyanın Akdeniz Manzaraları
Sicilya’nın doğusunda şehirlerden doğaya geçişin en etkileyici noktası Etna Yanardağı. Yaklaşık 3300 metreyi aşan yüksekliğiyle Etna Avrupa’nın en yüksek aktif yanardağlarından biri ve Sicilya’nın doğal simgesi.
Yanardağın yamaçlarında yükseldikçe Akdeniz bitki örtüsünün yerini giderek daha çıplak volkanik arazi alıyor. Siyah lav taşları eski kraterler ve farklı dönemlerde oluşmuş lav akıntıları Sicilya’nın sahil şehirlerinden tamamen farklı bir manzara oluşturuyor.
Etna yalnızca jeolojik açıdan değil çevresindeki yaşam açısından da önemli. Volkanik toprakların bulunduğu yamaçlarda üzüm bağları meyve bahçeleri ve küçük yerleşimler bulunuyor. Bölgenin şarap üretimi de bu volkanik coğrafyayla doğrudan bağlantılı.
Etna’dan İyon Denizi kıyısına yöneldiğinizde Sicilya’nın en tanınan kasabalarından Taormina karşınıza çıkıyor.
Denizin üzerinde yükselen tepelerde kurulmuş Taormina dar sokakları tarihi yapıları küçük meydanları ve geniş kıyı manzaralarıyla Sicilya’nın klasik Akdeniz görüntülerini bir araya getiriyor.
Kasabanın en önemli tarihi yapısı Antik Tiyatro. Kökenleri Antik Yunan dönemine uzanan ve Roma döneminde değişiklikler geçiren tiyatronun bulunduğu noktadan İyon Denizi ve Etna çevresindeki manzara görülebiliyor.
Taormina’nın merkezindeki Corso Umberto tarihi yapılar kafeler restoranlar ve küçük mağazalar arasında uzanan ana yürüyüş güzergâhı. Buradan Piazza IX Aprile gibi meydanlara ve kasabanın farklı seyir noktalarına ulaşılabiliyor.
Sahile doğru inildiğinde ise Isola Bella Taormina’nın en tanınan doğal görüntülerinden birini oluşturuyor. Küçük ada kıyıya dar bir kumsal şeridiyle bağlanıyor ve çevresindeki berrak Akdeniz suları özellikle yaz aylarında bölgenin dikkat çeken noktalarından biri haline geliyor.
Sicilya Malta Turları içerisinde Palermo Catania Etna ve Taormina’nın birlikte görülmesi Sicilya’nın yalnızca tarihi şehirlerden oluşmadığını açık biçimde gösteriyor. Birkaç gün içerisinde Norman saraylarından hareketli sokak pazarlarına aktif bir yanardağın yamaçlarından İyon Denizi kıyısındaki kasabalara geçmek mümkün.

Valletta Mdina ve Malta Şövalyelerinin Mirası
Sicilya’dan Malta’ya geçildiğinde Akdeniz atmosferi devam etmesine rağmen mimari ve şehir görünümü belirgin biçimde değişiyor.
Malta’nın başkenti Valletta sarı renkli kireç taşından yapılmış binaları dar sokakları surları ve Büyük Liman’a bakan konumuyla adaların tarihi merkezini oluşturuyor. Şehir 16. yüzyılda St John Şövalyeleri tarafından kuruldu ve günümüzde tarihi merkezi bütünüyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor.
Valletta’nın en önemli yapılarından St John’s Co Cathedral dışarıdan daha sade bir görünüm taşımasına rağmen iç mekânındaki Barok süslemeleri sanat eserleri ve şövalyelere ait mezar taşlarıyla şehrin en dikkat çekici tarihi yapılarından biri.
Şehrin bir diğer önemli noktası Upper Barrakka Gardens. Bahçelerin teraslarından Büyük Liman ve karşı kıyıdaki Three Cities bölgesinin panoramik görünümü izlenebiliyor.
Valletta’nın düz bir şehir olmadığını da kısa sürede fark etmek mümkün. Merdivenli sokaklar eğimli yollar renkli Malta balkonları ve tarihi cepheler şehrin karakteristik görüntüsünü oluşturuyor.
Malta’nın iç kesimlerinde ise atmosfer tamamen değişiyor. Surlarla çevrili Mdina adanın eski başkentlerinden biri ve dar taş sokakları tarihi konakları kiliseleri ve sessiz atmosferiyle Valletta’dan oldukça farklı.
Mdina’nın şehir kapısından içeri girildiğinde araç trafiğinin sınırlı olduğu küçük sokaklardan meydanlara ve tarihi yapılara ulaşılabiliyor. Yüksek konumu sayesinde surların belirli noktalarından Malta’nın geniş bölümü görülebiliyor.
Mdina’nın hemen dışında bulunan Rabat ise erken Hristiyanlık döneminden kalan yapıları ve yer altı mezarlarıyla Malta’nın tarihinin farklı bir dönemini ortaya çıkarıyor.

Malta Kıyıları Akdeniz Kültürü ve İki Adalık Bir Yolculuk
Malta’nın tarihi şehirlerinin dışında adaların başka bir karakteri deniz kıyısında ortaya çıkıyor. Kayalık koylar doğal limanlar mağaralar ve berrak sular Malta’nın küçük yüzölçümüne rağmen oldukça çeşitli bir kıyı şeridine sahip olmasını sağlıyor.
Ana Malta adasının kuzeyinde bulunan Gozo daha sakin yerleşimleri kırsal manzaraları tarihi yapıları ve sahilleriyle farklı bir ada deneyimi sunuyor. Gozo’nun merkezi Victoria’da bulunan tarihi Citadel yüksek surları ve adaya hâkim konumuyla bölgenin en dikkat çekici yapılarından biri.
Malta ile Gozo arasında bulunan Comino ise özellikle turkuaz renkli sularıyla tanınan Blue Lagoon sayesinde adaların en bilinen deniz noktalarından biri. Kayalık kıyılar ve berrak su Akdeniz’in klasik ada manzaralarından birini oluşturuyor.
Malta’nın güney kıyılarındaki Blue Grotto çevresinde ise denizin şekillendirdiği mağaralar ve doğal kaya oluşumları görülebiliyor. Hava ve deniz koşullarına bağlı olarak düzenlenen tekne gezileri kıyı şeridini denizden görme imkânı sağlıyor.
Malta mutfağı da adaların tarihsel konumunu yansıtıyor. İtalyan özellikle Sicilya mutfağının etkileri Arap ve Akdeniz gelenekleriyle birleşiyor. Pastizzi adı verilen hamur işleri tavşan yemekleri deniz ürünleri ve farklı makarna çeşitleri yerel mutfağın bilinen örnekleri arasında.
Sicilya ve Malta’nın aynı rotada buluşması Akdeniz kültürünün iki farklı yorumunu yan yana görmeyi sağlıyor. Sicilya daha geniş coğrafyası büyük şehirleri Etna gibi güçlü doğal oluşumları ve İtalyan kültürüyle öne çıkarken Malta daha kompakt yapısı şövalye tarihi surlarla çevrili kentleri ve küçük ada atmosferiyle farklılaşıyor.
Palermo’nun tarihi pazarlarından Etna’nın siyah lav yamaçlarına Taormina’nın İyon Denizi manzaralarından Valletta’nın taş sokaklarına Mdina’nın surlarından Malta’nın turkuaz koylarına uzanan Sicilya Malta Turları tarih doğa gastronomi ve Akdeniz yaşamını birbirinden farklı iki ada üzerinden bir araya getiriyor.
İki destinasyon arasındaki benzerlikler kadar farklılıklar da yolculuğun karakterini belirliyor. Sicilya’da İtalya’nın güneyindeki hareketli ada yaşamı ve volkanik coğrafya öne çıkarken Malta’da şövalyeler döneminden kalan şehirler kireç taşı mimarisi ve doğal limanlar daha belirgin bir kimlik oluşturuyor.
Unutmayın #tatilbiterkaresikalır!
























Yorumlar